‘Arkadaşlarımı bile kazıkladım’

İzzet Çapa, “Pek çok kişi gibi benim de öğretmenim” dediği Celal Çapa’yı sonunda ikna etti. Celal Bey, eşi Şebnem Hanım ve İzzet Çapa, samimi bir röportajda buluştular...

18 Mart 2012 Pazar, 09:35:48Güncelleme: 16:18:17
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Celal Çapa: Arkadaşlarımı bile kazıkladım Sonra Oku

İZZET ÇAPA
GAZETE HABERTURK- HT PAZAR

Aslında “Nişantaşı’nda buluşalım” demiştim ama akıllı adam, reklam olsun diye oğlu Emre’nin mekânı Minyon’u seçti. Anlayacağınız 3’üncü kuşak bir Çapa daha damgasını vuruyor İstanbul gecelerine. İyi ki de gitmişim Minyon’a, Emre’nin hazırladığı müthiş bir yemek yedik. Yemeği kaçırdınız madem, sohbete buyurun o zaman.

Gel kronolojik gidelim! Babamla Fikret Şeneş’in ikinci evliliklerinin meyvesisin değil mi?
Galiba ilk, yok yok, 2’inci tabii. Annemle babamın evlilikleri ailedeki her şey gibi garip. 18 yıl evli kalmışlar, arada boşanıp bir daha evleniyorlar. Abimilk evlilikten.

Nasıl hissettin ayrıldıklarında? “Nasıl olsa yine evlenirler”mi dedin?
O zaman çok küçüktüm ama hatırladığım tek şey; ana babası ayrılan çocukların kafalarında manen çöküntü oluyor. O yüzden evlilik müessesesi benim için çok değerli. Şaka değil.

Senin gibi bir şakacının bile sınırları var yani.
Bu konuda evet. Hatta evlenirken karıma da; “Sen istemediğin sürece ayrılmayı hiç düşünmeyeceğim” dedim.

Kızgınmısın babana?
Kızmak için vaktim olmadı. Ama 57 yaşına geldiğimde düşünüyorum da, evet kızgınım. Erkek milleti ayrıldıktan sonra çocuğuna sahip çıkmıyor. Doğası bu. Hayvanlarda da böyle.

Baban okulun duvarından gizli gizli seni seyredermiş diye konuşulur.
Şehir efsanesi. Çünkü bizim okulda duvardan içeriyi göremezdin. Belki birkaç kez alkollüyken gelip kapıda ağlamıştır. Ama beni maddi manevi anne tarafım yetiştirdi.

Ya babanın maddi durumu iyi değilse?
Boş versene. Beni yurtdışına okumaya göndermek için anneannemin gümüşlerini sattılar.

Gümüşler satılmadan önce Galatasaray Lisesi’ndeydin değil mi?
Galatasaray’da 11 yıl okudum. Mezun olabilmek için daha kolay bir okula geçip yurtdışına gittim.

Diplomayı aldıktan sonra ne tarafa yolculuk?
Grenoble’a (Fransa). Siyasal bilgiler okumak istiyordum. Okulda Fransız tarihi okutuyorlar. Daha Osmanlı tarihini bilmiyorum... Türk aklı işte, vazgeçtim.

‘ŞEMSİYEM YOKTU OKULU BIRAKTIM’

Boşuna satıldı gümüşler desene. Gitmedin mi hiç okula?
Gittim desem yalan olur. Bir gün yağmur yağıyordu, dışarı çıkacağım, şemsiyem de yok. O gün okulu bıraktım.

Söylesene böyle geçerli bir sebebin olduğunu baştan.
Sıkıldım, okulu bitiremeyeceğimi anladım. Paris’te parayla diploma veren bir üniversite buldum.

Sen Sorbonne’a gitmemişmiydin?
Yok canım ne Sorbonne’u.

“Ağabeyin Sorbonne’larda okudu” deyip dururdu annem hep.
Kesin etrafa hava olsun diye öyle söylemişimdir.

Geç bunları; gelelim evliliğe... Şebo ile nasıl tanıştığınızı hep merak etmişimdir.
Hayatımız serseri olup olmamak arası ince bir çizgide gidiyordu. Dağılmak çok kolaydı. Aile düzenine inanan biri olduğum için beni terbiye edebilecek kadını aramaya başlamıştım.

Nasıl buldun “beyaz atlı prensesi”?
“Çiğdem Kayalı’nın çok güzel bir kız kardeşi var ama burnu havalarda, kimseyi beğenmiyor” dediler. Kendimizi çok zampara zannediyoruz ya... Lütfi Kefelioğlu arkadaşım. Onun da kimselerde olmayan bir Rolls Royce’u var o zaman...

Emanet Rolls Royce’la kız mı tavlayacağını zannettin?
Öyle sanıyoruz. Atladık arabaya Ataköy’e gittik. Şebnem bana mısın demiyor. Herhalde arabanın Rolls Royce olduğunu anlamadı, bizi yolcu etti. (Gülüyor...) Hırs yaptım tabii.

Bir dahaki sefer Bentley mi ödünç aldın?
Yok başka bir numara yaptık. Arkadaşların evinde film seyretmeye gideceğiz filan diye bir dümen çevirip grup içinde sohbeti koyulaştırdım ve ilişkimiz başladı.

Baş başa ilk randevunuz nasıldı?
O da çok matraktır. Yemeğe çıkacaktık, evinden almam gerekiyor. İlk seferinde Rolls Royce’la giden adam bu sefer taksiyle gitti. Şebnem o arabayı arıyor, göremiyor sokakta. Bırak arabayı ehliyetim bile yok.

Bari taksi fiyakalı bir şey olsaydı...
Şebnem Çapa: O günlerin eski büyük Chevrolet’lerindendi.
Celal Çapa: “Araba tamirde mi” dedi. “Kullanmayı bilmemki” dedim. Elde edilmez denilen kızı çenemle tavladım.

Evlenme teklifi için nasıl bir şov planladın?
Annem“Bu kız iyi çıkar” dedi. İnandık, nefes almadan teklifi verdik. Kabul etmez diye korkuyordum ama anında “Evet” dedi.

Paran var mıydı o zamanlar?
Ne gezer! Annem oturduğumuz apartmandan bir daire vermişti. Telefon bile paraleldi.
Ş.Ç.: Yukarıdan açtığım zaman “Kapat evladım telefon bekliyorum” cümlesini duymaya alışmıştım.

Gece hayatına ayak uydurması zor olmadı mı?
Buna gerek yoktu ki. Zaten çok gezen bir kızla evlenmezdim. Şebnem sabah dörde kadar beklerdi.

Karının çok güzel olması aşağılık kompleksi yaratmıyor mu?
Çünkü o ne kadar güzelse sen de bir o kadar... Neyse... Gençliğimde kendimi dev aynasında görüyordum. Beni karımın ruh güzelliği ilgilendiriyordu.

Peki ya şimdi?
Şimdi de öyle. Pek az karı koca bizim kadar aynı şeyleri sever. Mesela bizim en büyük zevkimiz gece eve gidip korku filmi seyretmek. Tabii bu birlikte büyümekle oluyor. Karımın maddiyata değer vermemesi de benim için çok önemli.

Abinin başarısı altında ezildiğini hissettinmi hiç?
Hayır. O hep öğreticiydi. Beni bu sektöre o soktu.

Celal Çapa deyince ilk akla gelen “sosyete.”
O çevrenin içinde bir insandım. Omuzlarımızda ağır bir yük vardı; çünkü soyadım Çapa’ydı.

Neden ağır?
Büyük bir soyadım, küçük maddi imkânlarım vardı. Herkes “Çapamarka’nın sahibisiniz” diye gelirdi, oysa fabrikayla alakamız yoktu. Olmayan bir zenginlik rütbesi yüklendi.

Çok aristokrat bir havan var ama.
Hayır, abim aristokrat, ben burjuvayım.

Ya ben?
Sen sokak çocuğusun.

Öyle olsun.
Babandan gelen sosyete yetmedi, annenden dolayı sanat camiasıyla haşır neşirdin. Birçok ünlüyle iç içeydik. Bunlar insanı olgunlaştırıyor. Herkes için önemli olanlar senin için önemini kaybediyor. Ama yine de çok zor bir dönem geçirdik.

Belki de bu sayede eğlence dünyasına damganı vurdun.
Abimin ve benim şansımız eğlence hayatının lale devrini yaşamamızdan. Yemekten anlamadan yemek satıyordum düşünsene.

Ne demek yemekten anlamam?
Köfte ve dönerden başka şey bilmem. Gittim Fransız restoranı açtım.

Peki nasıl doluyordu o zaman dükkânlar?
İnsanlar isme geliyordu. Açtığımız yer dolup taşıyordu. Ama hiç markalaşamadım.

Hâlâ Celal Çapa’sın.
Belki ismim marka. Ama firmam marka olamadı.

Şimdi de “Emekli oldum” diyorsun.
Emekli lafı ağrıma gidiyor. “Hem SSK hemde kira emeklisiyim” demek daha doğru olur.

Niye bu erken emeklilik?
Süreyya’nın yerine gittiğimizde halini görüp o yaşta bu işi yapmak istemediğime karar verdim.

‘KENDİ DÖNEMİMİN CUMHURBAŞKANIYIM’

“Hey gidi günler” deyip iç geçirdiğin olmuyor mu?
İşi hiç özlemiyorum ama hâlâ gece hayatındayım. O lale devrinde bumesleği bırakırken kendimi dönemini bitirmiş bir cumhurbaşkanı gibi gördüm.

Araba kullanmaman “cumhurbaşkanlığı” döneminden kalma bir alışkanlık mı?
Yaşıtlarım kullandığında alacak param yoktu, param olduğunda da arabaya ihtiyaç duymadım.

Parayı mekânlarında arkadaşlarını bile kazıklayarak kazandığın doğru mu?
Doğru. Arkadaşlarımı ve çevremi çok kazıkladım.

Vicdanın sızlamıyor mu şimdi?
Hayır pişman değilim. Bu bir alışveriş. Kendi işyerimde onlarla yediğimi içtiğimi de arkadaşlarımın hesabına yazardım. Bu çok doğal. Arkadaşımın bana faydası yoksa neden arkadaşlık edeyim?

O günlerde gece yaşamında bir de mafya sorunu vardı. Hiç haraç verdinmi?
Hayır. Ya devlet güçleriyle ya da mafyayla ilişki halinde olacaktım. İlkini seçtim.

Hiç tehdit almadın mı?
Tehdit alıyorduk. Hedef değil piyonduk sadece.

Ne yapıyordun peki?
Birkaç kere Fethiye’deki evime sığındığımı hatırlıyorum. Zor günlerdi. Şimdi dönüp baktığımda gülüyorum. Bu tip insanlar geldiğinde arka kapıdan kaçar giderdim. Kalırsam başım belaya girerdi.

Ya Mehmet Tuna’nın vurulması?
Mehmet onlarla arkadaşlık ettiği için vuruldu. Çünkü er geç bir yanlış yaparsın. Mehmet’e bir çalışanı yüzünden ders verdiler.

Senin bir de tutuklanma hikâyen var.
1981, hayatımda enteresan bir dönemdi. Önce tutuklandım, sonra evlendim, ardından askere gittim.

Neden düşmüştün “mahpushaneye”?
Etiler Şamdan’ı işletiyordum. Kaçak içki operasyonu yapıldı. Metin Fadıllıoğlu, Ahmet Çapa ve beni aldılar. Mehmet’i (Tuna) orada çalışıyor sandılar, yırttı. Ortaköy’dekimali poliste 10 günmisafir edildik.

Dayak yedin mi Ortaköy’de?
Hiç yemedim. Ne söylerlerse “Evet” diyordum. Birkaç şişe içki yüzünden toplu kaçakçılıkla suçlandık, 5 yılla yargılandık. Mahkemede işin aslını anlattık.

Peki sen hiç adam dövdün mü?
Hammam’da para çalan DJ’i Sarayburnu’ndan denize atmıştım.

O kadar mı?
Mutfaktan et çalan bulaşıkçıyı adam olasıya kadar herkesin içinde evire çevire dövdüm.

Ekol olduktan sonra burnun havalara kalktı mı?
Aksine, ya godfather olacaktım ya good father; ikincisini seçtim.

‘Şebnem’in parasını endirekt olarak yiyorum’

Evde de roller değişti. Sen emekli oldun, Şebnem moda dünyasında başarıyı yakaladı. Karının parasını yiyor musun?
Yemiyorum ama Şebo para kazanarak üzerimden büyük yük aldı. Dolayısıyla endirekt olarak yiyorum da denebilir. O sabah kalkıp işe gidiyor, ben evde kalıyorum. Bunun lüksünü anlatamam.

Annenle aran nasıl?
Abimin vefatından sonra birbirimize düşkünlüğümüz daha da arttı. Zamanımın çoğunu onunla geçirmeye çalışıyorum.

Bu işe DJ’lik yaparak başladığın doğru mu?
Tiffany’nin vestiyerinde çalışarak okul paramı çıkarırdım. DJ’lik sonradan zoraki oldu. Asıl DJ Mehmet Tuna askere gidince mecburen yerine geçtim. O zamanlar çekingendik, bu kadar rahat çalışamazdık. Bakma, şimdi herkes bu sektöre giriyor ama bizim zamanımızda ayıptı bu işi yapmak, küçümserdi insanlar.

Şimdi de kayınpeder oluyorsun, anlaşılan önce Emre gidiyor evden.
Evet, o da aynı benim gibi aile düzenine çok önem veriyor. Bir an önce hayatını kurmak istiyor.

Müstakbel gelinimiz doktor. Emre’nin kariyerine ayak uydurabilmesi zor olmayacak mı?
O da Şebnem gibi bir süre katlanacak bazı şeylere ama sonunda semeresini görecek.

Oğlunun işletmeciliğini nasıl buluyorsun?
Beğeniyorum. Onun kendine göre bir tarzı var. O tarz bana uyuyor mu dersen, o başka.

‘Renk körüyüm’

Diyelim Ceylan bir gün geldi “TV’de program yapacağım” ya da “Reklamlarda oynayacağım” dedi.
Hiçbir şeye karşı değilim ama beni tek üzen Ceylan’ın bu kadar göz önünde olması. İlişkilerinde yanlış yapmadığına inanıyorum. Kendi ayakları üzerinde durmayı becerecektir.

Konu çocuklar olunca hemen ciddi bir adam olsan da Celal Çapa’nın eşek şakaları meşhurdur.
Eşek şakalarıma da, sözlü şakalarıma da aynen devam. En büyük zevkim evde kapı arkasına saklanıp Ceylan ve Şebnem’i korkutmak

Muhabbetin başından beri aklımda; her zaman nasıl böyle şıksın?
İşin aslı beni Şebo giydiriyor.

Ne de olsa modacı.
Tek sebebi o değil. Ben renk körüyüm, Şebo beni giydirmezse palyaçoya dönerim. Üstüne üstlük zevksizim de.

İlk işi suculuk
* Türk popunun ilk kadın söz yazarı olan anne Fikret Şeneş, Ajda Pekkan’dan Nilüfer’e birçok sanatçıya eser verdi. En beğendiği sanatçı Ajda Pekkan için “O bizim dördüncü kardeşimiz” diyor.

* ABD’deki Johnson&Wales Aşçılık Okulu’ndan mezun olduktan sonra Minyon restoranı açan Emre Çapa, Dr. Zara Taş’la nişanlı.

* Şebnem Çapa Chez-bo adlı butiğinde etnik kumaşlara getirdiği modern formlarla moda dünyasında büyük başarı yakaladı.

* Celal Çapa, mesleğe evden kaçıp Dolmabahçe Stadı’nın önünde maç günleri su satarak başlamış.

* 80’li yıllarda Sabancı Korusu’nun içinde Sakıp Sabancı’yla ortak Şamsa’yı açtı.

* Ahmet ve Celal 7 kez evlenen Bedii Çapa’nın ilk eşinden, bense 6’ncı eşindenim.

Diğer Haberler
Aç / Kapat