La Bella Turca Perihan!

Güzel Türk! Asıl adı Perihan Benli. Ama ne hayat hikâyesi! 3 kez evlendi. Yani toplamda 4 soyadı kullanabilirdi ama o yıllar önce Fahrettin Aslan’ın bulduğu o isimden hiç vazgeçmedi: “Romalı Perihan” Hâlâ çocuk ruhlu. “Bir kedi görsem ‘miyav’ diye yanına yaklaşırım” diyor.

29 Ocak 2012 Pazar, 09:42:35Güncelleme: 01 Şubat 2012 Çarşamba, 15:17:28
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Romalı Perihan geri döndü Sonra Oku

HELİN AVŞAR- GAZETE HABERTURK- HT PAZAR

Asıl adı Perihan Benli. 3 kez evlendi. Yani toplamda 4 soyadı kullanabilirdi ama o yıllar önce Fahrettin Aslan’ın bulduğu o isimden hiç vazgeçmedi: “Romalı Perihan.” Hâlâ çocuk ruhlu. “Bir kedi görsem ‘miyav’ diye yanına yaklaşırım” diyor. Romalı Perihan’la adına yakışır şekilde giyindik, kuşandık. Saçlarımızı da konsepte uygun yaptırdık. Olduk size “Romalı Helin ve Perihan!”

Romalı Perihan” kulağa çok hoş geliyor.
İsmimden dolayı çok mutluyum. İsmimin hayatımın gidişatında çok faydası oldu. Bana prenseslik, sultanlık yakıştırıldığı için “Perilerin hanı” ilk albüm için söylenmiş bir söz gibi geliyor.

Neden Romalı Perihan?
30 yıldır Türkiye’nin temel taşlarından biri olarak, bininci kez “Romalı nedir” sorusunu cevaplıyorum. Rumeli ve İstanbul kökenliyiz ama 4 yaşımdayken Roma’ya götürüldüm ve Roma’da büyüdüm. Bu yüzden “Romalı” lakabı yakıştırıldı. Türkiye’de adresim bile yoktu ama İtalyan da olmadığıma göre Romalı’yı rahmetli Zeki Müren ve Fahrettin Aslan bana yakıştırdı. Sahneye çıkmayı kabul ettim. Sinemaya da Yılmaz Güney için girdim ama Yılmaz Bey başını derde soktuğu için bir türlü çektiğimiz filmin sonunu getiremedik.

Roma’da yaşarken Yılmaz Güney’le film çekmek için buraya mı geldiniz?
Yılmaz Güney için ilk defa kendi ülkeme geldim. 14 yaşımdaydım. Çok meşhurdum zaten. 14 yaşımda ilk filmimi çevirdim. Büyürken hayatınızı bir şeye adıyorsunuz. Baktılar ki baş edemeyecekler. Sonunda sanatçı oldum. Ailede sanatla uğraşan başka kimse yoktur.

Anne ve babanız ne işle uğraşıyordu?
Boğaziçi Üniversitesi’nde okumuş annem. Okumuş bir ailenin çocuğuyum yani.

O zamanlar sanatçılığa nasıl bakıyordu?
Hayat hikâyemde mutlak suretle sanat olacağını aileme davranışlarımla sürekli anlattım. Durmadan sinema seyrediyordum, tiyatroya gidiyordum, Milano’da La Scala’ya götürdüler. Bale seyrederken hüngür hüngür ağlıyordum. Neden ağlar insan? İçinde aşk ve ateşle yandığı için. Bir gün annem bana “Sanatçı olacaksın Peri’ciğim. Allah seni böyle yarattı” dedi. Hocalardan ders alarak yetiştirildim. Ses, dans, fizik her şeye baktılar. “Senden harika bir sanatçı olur” dediler.

‘DAHA 14 YAŞIMDAYKEN MENAJERİM VARDI’
Bu aralar Roma’dasınız.
Hep Roma’dayım. Türkiye’yle alakam yok. Daha 14 yaşımdayken menajerim vardı, Valentina Suturla, dünya starlarının menajeriydi. 14 yaşımdayken beni Kahire’ye götürdüler. O yaşta güzel bir ailenin 14 yaşındaki kızını oynadım. O sırada Ömer Şerif’i tanıdım. Çok gençti tabii o zaman. Ben de çocuktum. Ama aslan gibi güzel bir adamdı. Hayranlığım hiç bitmedi. Ömer Şerif’le böyle arkadaşlık kurduk. Sonra Roma’ya döndüm. O da bir film için geldi ve yine karşılaştık. Arkadaşlığımız devam etti. Zaten bana küçük kardeşi gibi, nadide bir çiçekmişim gibi bakardı. Rahatsız olmayayım diye içki, sigara içmezdi yanımda. Sanatçı ruhum olduğu için ailem izin verdi, yoksa ben başka bir dünyanın çocuğuydum.

Ömer Şerif’le aşk yaşadınız mı?
Ne aşkı ayol. Benden çok büyüktü bir kere. Benim aşklarım bugünkü gençlerinki gibi değildi. Utanma, aile kaygısı vardı. Kendinden büyük birine sadece ağabey gibi bakılırdı. Gönlüm kaysaydı belki olabilirdi ama öyle bir durum olmadı. Çok şeker bir beyefendiydi.

Sadece menajerinizle mi gittiniz oraya?
Hep annemle birlikte gittik. Dolayısıyla bu terbiyem devam etti. Böyle olmasaydı belki şımarık, terbiyesiz bir çocuk olurdum. 14 yaşındaki bir çocuğu yalnız bırakırsan delirir, çıldırır.

Bir de sanat hayatı çok farklı.
Temel terbiye çok önemli. Üç kardeş ödümüz kopardı ailemizden. Onun için yanlış yapmazdık.

EROL SİMAVİ TAKİP ETTİRİYORDU’
Diğer kardeşlerinizde de sanatçı ruhu var mıydı?
Ailede hiç kimsede sanat şevki yoktu. Benimki Allah vergisi. Olmadık mucizeler yaşadım hep. Eğitim adına ne yapılması gerekiyorsa annem kendi eliyle götürdü zaten, iyi yetişmemi istediği için. İyi ki öyle yapmış. Hem okuyordum hem de gelen rolleri kabul ediyordum. İtalya gibi bir yerde adım La Bella Turca’ya (Güzel Türk) çıkmıştı. Bunu manşet at. Türkiye’yi kendi imkânlarımla “Güzel Türk” olarak temsil ettim. Adım Türk sanat elçiliğine kadar gitti. O dönemlerde Türkiye’de hiç kimse Roma’yı rüyasında bile görmezken Erol Simavi beni takip ettiriyordu. Çok güçlü bir gazete sahibiydi. Erkek kardeşi de öyleydi.

Ne diye takip ettiriyordu?
‘Dünya küçücük bir Türk kızından imrenerek bahsediyor’ diye.

Belki de âşık olmuştur?
Ne münasebet! Belma Hanımefendi kadim dostumdur. Oğlunun bana karşı bir ilgisi vardı ama düşündüğün hayatı yaşamadım. Onu sizler yaşıyorsunuz. Sadece sanatımla yazılıp çizildim. Bugüne kadar hakkımda yanlış bir şey duydunuz mu? Çok önemli yerlerde imzam olduğu için Türk basını beni ciddi bir şekilde takip ediyordu. İtalyanlar da öyle herkesi beğenmezler. Türk olarak kimseyi beğenmediler şimdiye kadar. Benim dönemimde benden başka çalışan Türk yoktu ki orada. Hâlâ bir kahve bile içemedi starlarınız. Bir kere lisan bilmiyorlar. Orada yaşayacaksın ki nerede, ne olduğunu bilesin. Şu an Türkiye’deyim ama bakın bir dizide falan oynamıyorum. Cihangir’de oturmuyorum.

Cihangir’de oturan da oynamıyor.
Telefon numaram ceplerinde yok demek istiyorum. Bazen Lucca’da karşılaşıyorum. Beni gören “Perihan Hanım ne kadar güzelsiniz. Size ulaşamıyoruz. Bir dizide oynar mısınız” diyor. Onlarla aynı muhitten değilsen seni unutup kiminle sabahlıyorsa onunla iş konuşuyor.

Çevrelerindeki insanlara daha fazla teklif götürüyorlar.
Öyle olduğunu sanıyorum, çünkü durmadan bana ulaşamadıklarını söylüyorlar. Ulaşanlardan bir tanesi “Kostümlerinizin ücretini çıkaramayız” dedi. Takip ettiğim çok önemli dizilerden birinin yapımcısı söyledi bunu. Onlara hak verdim.

Türkiye’de hiçbir projede yer almadınız mı?
Dizide oynamadım ama “Kaplanlar Ağlamaz” filminde Cüneyt Arkın’la oynadım. Bir de “Kaygısızlar”da rolüm vardı fakat o dönem kötü kadınların film çevirme dönemiydi, yani çıplak kadınların. O filmlerden herkes iğrendi, kaçtı, sinemayı bıraktı . O dönem bir daha film yapmadım.

Kaçtınız mı burdan?
Kaçmadım. Neden kaçayım ?

İtalyan pasaportu da almamışsınız
Hayır almadım.

Pişman mısınız?
Hayır hiçbir zaman olmam. Çünkü ben Cumhuriyet çocuğuyum. Atatürk kızıyım . Başkasının bayrağını pasaportta bile olsa taşımak hoşuma gitmez . Ailem, küçükken “İtalya’da doğup büyüdünüz. Ama siz Türk’sünüz. Bundan gurur duyarak yaşamanızı istiyoruz” dedi. Aile terbiyesi diye bir şey vardı eskiden. Şimdi insanlar çıkarları için yapabilir bunu. Kendileri bilir. Evliliğimden dolayı isteseydim Alman pasaportu alabilirdim.

‘Zorla çocuğumu aldırdılar’
16 yaşında evlenmişsiniz. Nasıl tanıştınız?
Tanışmanın benim için hiç önemi yok. Zaten Federico Fellini’nin seçtiği süper isimlerle yaşayan biriydim. İnsanların neden bu kadar peşimde olduğunu, âşık olduklarını anlamıyorum.

Monica Belluci’ye benziyormuşsunuz.
Monica Belluci’de estetik var. Ben huri gibi kızım. Türk kızı olarak güzellik adına değil, güzel bir Türk olarak gurur duydum. O zamanlar bana “La Bella Turco” derken, Türklere “Mamma I Turchi” diyorlardı. “Türkler geliyor” diye çocuklarını korkutuyordu İtalyanlar. Hayal ettiğin prensle evlenebilir misin? Evlenirsin. Restorantta yan yana oturduğunuz herkes bir isim. Sonradan görme yok. 16 yaşında benim gibi temiz Müslüman Türk kızı, Müslüman bir prense hoş gelebilir. O 33, ben 16 yaşımdaydım. Prenses olmak, bir ailenin vitrinden sana verdiği bir parça.

Ne kadar sürdü?
7 sene.

Prensle evli olmak nasıl bir his?
Zaten ailemin en sevileniydim. Etrafımda çok saygındım.

Bu başka bir şey ama.
Sizin hayalleriniz yok. İtalya’da herkes aynıydı.

İtalya’da mı yaşadınız?
Evet. Kraliçe’nin erkek kardeşinden bahsediyoruz. Bir kral sürgün edilirse bir daha dönmesi mümkün olmaz.

Çocuğunuz olmadı mı?
Hamile kaldım. Aldırıldı.

Neden aldırıldı?
Çünkü çok önemli bir vasfı olacaktı, veliaht... İstenmedi.

Ailesi tarafından mı istenmedi?
Planlı olarak istenmedi. Sonra ayrılmak istedim.

Çocuk olayından dolayı mı?
Evet, kırıldım. Muayene diye götürülüp çocuğumun alınmasına üzüldüm.

Küçük olduğunuz için anlayamadınız tabii.
Evet. Çok üzüldüm.

Bu bir travma aslında.
Herkes hayatında bir travma yaşamıştır. Mutlu bir ailenin çocuğu olduğum için çabuk atlattım. Bugünkü kadınlar gibi her şeyi dert edip, hırs yaparak yaşamadım. Sanatımı ilerletmek için yaşıyordum.

Sonra Türkiye’ye mi döndünüz?
Evet.

Bu olay yüzünden mi döndünüz?
Karışık aslında. Yurtdışındaki insanlar kendi ülkelerine deliler gibi âşıktır ve ülkesini özler. Benim için de öyle oldu. Hiçbir şey yapmadığım halde ismim burada da zirvedeydi.

‘İstanbul jet sosyetesi kapılardan sığmadı’
Zamanında bir birikim yapmışsınız.
Annem “Evladım yedi kazanıyorsan ikisini harcayacaksın” derdi. Anne çok önemli. Kazandığımı olduğu gibi ona verirdim. O da Roma’daki evimi almıştı. Sonra oradaki mal varlığımı olduğu gibi Türkiye’ye getirdim. Çok dikkat etmezsen bugün bile bütün sıkıntılar seni bulur. Bir ay büyük harcama yapıyorsam ertesi ay yapmıyorum. Herkese tavsiye ederim. Hiçbir erkeğin çöpü bile yok bende. Helal paranın durduğuna inanıyorum. “Prenses olmuş. Kocasından bir sürü para alıyordur” diye düşünenler olabilir. Öyle biri değildim. Mücevherlerim vardı, çaldılar. Manevi dünyam çok daha zengin.

Mücevherleriniz sigortalı mıydı?
Hayır. Oturup var olan eşyanın kıymetini hesaplamıyorum. Dolayısıyla bereketim bol. Kimsenin bedduasını da almadım. Allah “Yürü ya kulum” diyor, kapılar açılıyor. Annem öldükten sonra da öksüz, küçük cici kız ruhuyla yaşadım.

Ben de onu soracaktım.
Çünkü her kadın orasını burasını yaptırıyor. Tenkit etmiyorum. Fakat doğal kalmak kadar güzel bir şey yok.

Son olarak, şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz?
Pek çok konsept hazırlanıyor. İzzet Çapa’ya çok teşşekkür ediyorum. Annesi kadim dostumdu. Eşiyle birlikte her geldiğinde beni yemeğe götürürdü. O zaman İzzet Çapa küçüktü. Bana karşı olağanüstü hayranlığı vardı. Bir baktım Türkiye’nin canavar patronu olmuş. ‘Canavar’ı kaliteli anlamında söylüyorum. Onu hâlâ çocuk gibi görüyordum. Bir gün beni çağırdı. “Peri’ciğim birlikte bir şeyler yapalım” dedi. “Ne yapalım” diye sordum. “Cahide’de seni sahneye çıkarmak istiyorum” dedi. İçim bir garip oldu. Büyümüş, Cahide’ye sahip olmuş. Oraya gittiğimde yanıma asistanları geldi. “Gazino konseptine razıyım” dedim. 1980’li yılların gazino konseptini yaptılar. 16 kişilik saz ve 2 kişilik koro vardı. Mücevherlerim çalınmıştı, iki kedim ölmüştü, eşimden ayrılmıştım. İnsanın hayata küstüğü bir an vardır ya öyle bir anda silkeledi beni. Salon tıklım tıklımdı. İstanbul jet sosyetesi kapılardan sığmadı.

Türkiye’ye döndüğünüzde büyük olay olmuştur herhalde.
Döndükten sonra Hürriyet Gazetesi’ne davet edildim. Abartmıyorum bütün gazeteci çocuklar merdivenlerde bekliyordu. Küçücüktüm. 48 kiloydum. Saçlarım simsiyahtı. Hiç unutmuyorum Roma plakalı arabamı kapıda almışlardı. Basından biri elimden tuttu. Merak ediyorlardı. Çok fazla fotoğrafım çekildi, çok bahsedildi. O kadar meşhur oldum ki Zeki Müren telefonla aradı. “Yavrum bir kahve içelim” dedi.

Kıskanmış olabilir mi?
Ne münasebet. Allah ondan razı olsun. Çok kadim dostum oldu.

Neler anlattı?
“Çok seviliyorsunuz, inci gibi bir genç kızsınız. Sesiniz çok güzel. İtalya’da müzikallerde oynuyorsunuz” dedi. İtalyanca müzikal oynamak her yiğidin harcı değil. Zeki Müren şarkı söylememi istedi. “Sizin yanınızda şarkı mı söylenir efendim” dedim. ‘Gözlerinin İçine Başka Hayat Girmesin’ parçasını mırıldandı. Ben de eşlik ettim. “Sizi sahneye alalım” dedi. İtalya’da büyümüş bir genç kız sahnede alaturka nasıl söyler?

Türkçe’niz iyi miydi?
Tabii. Şimdiki laylaylomcu sanatçıların hiçbirinin benim kadar güzel Türkçe konuşmadığını söylüyorlar.

O kadar sene yurtdışında yaşamışsınız.
Türkçe’si çok düzgün bir ailenin kızıysan Türkçe’n bozulmaz. Buna çok dikkat ettim. Annem de Türk Sanat Müziği’ni çok severdi. Pazar günleri bütün aile birleşir Türk Sanat Müziği dinlerdik. Kulağım yatkındı ve seviyordum. Zeki Müren “Yanımda sahne alacaksın” dedi. 20 kişilik saz ekibiyle sahneye çıktım. Mualla Özbek harika bir beyaz elbise dikmişti. Türkiye’nin en önemli terzisiydi. Saçlarımı da kızıla boyattılar, sahneye farklı çıkayım diye. Zeki Müren’in kadrosunda İzmir Fuarı’nda da sahneye çıktım. O kadar güzel geçti ki hiçbir menajer beni bırakmak istemedi. Serpilmeye başlayınca Zeki Bey “Peri’ciğim sakın Batı müziğine dönme” dedi.

O dönemler Batı müziği popüler miydi?
Evet.

Kimler vardı?
Ajda Pekkan’lar vardı. Geldiğimde koca koca hanımefendiydiler. Onlar Avrupa müziğini Türkiye’de temsil ediyorlardı.

Ajda Pekkan yurtdışına gitmiyor muydu?
Çok gidiyordu ama alakam olmayan yerlere. İtalya göç alan bir yer değildi. Bir tane bile Türk yoktu. Orada İtalyanlar sevdiği için meşhur oldum. Ama Paris Türk işçisi doluydu. Paris’te oranın sosyetesine konser vermiyorlardı. Almanya’ya da gidiyorlardı çünkü çok fazla Türk vardı.

Roma’da Türk Sanat Müziği icra eden bir tane Türk gördünüz mü?
İtalyanlar beni kendilerinden ayırmadı. Çok güzel paralar kazandım. Bir kaşık suda boğmak isteyenler de oldu ama onların yaşadığı hayattan uzak durdum. İçki, sigara içmem, amcaları aramam. Evime gelir, uyurdum, gece diskoteğe gitmezdim. Gittiğin an gazetecilerin maskarası olursun.

‘Prenses soprano Romalı Perihan
Şu an neler planlıyorsunuz?
Güzel planlar içinde Romalı Perihan. İnsanları aşağılamak istemediğim için prenses olduğumu hiç söylemedim. Herkes açlıktan ölürken “Prensesim” demek hoş değil. Dünya prensesler listesinde ismim var, basın bulmuş. Neden sakladığımı sordular. Sonra herkes bana “Prenses” demeye başladı.

Gençler size çok düşkün.İnanılmaz hayranlarınız var. Yeni jenerasyonun ilgisini nasıl çektiniz?
Anneleri beni çok sevdiği için herhalde. Sanatçının namusunu ve şerefini bozmadan yaşaması lazım.

İkinci eşinizden hiç bahsetmediniz?
Mısırlıydı. Çok önemli bir iş adamıydı. Fenerbahçe yöneticisiydi.

Onunla nasıl tanıştınız?
Türkiye’ye gelir gelmez Cemil İpekçi tanıştırmıştı. Çok âşıkmış bana. Cemil İpekçi de “Peri’ciğim madem bu kadar âşık, evlendirelim sizi” dedi. “Nereden çıkarıyorsunuz evliliği” dedimse de evlendik. Bana çılgınca âşıktı ve son derece güzel eşlik yaptı. Elini sıkarak ayrıldım. Şimdiki eşimden de Almanya’da yaşamak istemediğim için ayrıldım. 14 yıl Türkiye’siz aklımı oynatıyordum.

Üç kere mi evlendiniz?
Evet.

Çocuk istemediniz mi?
Genç yaşta aldırınca istediğin zaman yapamıyorsun. Fakir ya da hasta çocukların yardımına koşarak tatmin ettim kendimi. Çok yoğunum zaten. Şair Ozan ve Yazarlar Kültür Derneği Fahri Genel Başkanı’yım. Bu sene ‘Hürrem Sultan Konseri’ yapıldı Supper Club’ta. 480 kişi geldi. Üzerimdeki 27 bin dolarlık Hürrem Sultan giysisi çok prim yaptı. Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Hanım da gelerek beni onure etti. Mehter takımıyla ihtişam içinde girdim içeri.

Basın var mıydı?
Hiçbir zaman yaptığım işlere medyayı çağırmam. Çünkü pat diye parlıyorsun. Ertesi gün başka bir şey yapman lazım. Buna tahammül edemem, yorulmak istemiyorum. Ben varım. İsteyen istediği yerde ikon gibi kullanıyor, çok da güzel randıman alıyor. Orada bitsin. Beylikdüzü’nde bir organizasyon yapıldı. İnsanlar benimle kahvaltı etti. Ben de jest olarak bir şarkı söyledim. Herkes fotoğraf çekti. Vatandaşla aramı sıcak tutuyorum. VIP Turizm beni “Romalı Perihan yılbaşında Roma’da” diye Roma’ya götürdü. Türkiye’nin her tarafından iki uçak dolusu insanla birlikte gittik. O gidişimde İtalyan arkadaşlarım bana çok önemli bir jest yaptılar. Roma’da filarmoni orkestrasıyla Puccini’den arya söylememi istediler. Türkiye Türkiye olalı hiçbir soprano Romalıların huzurunda arya söylememiştir. Okuyucular Youtube’den “Prenses soprano Romalı Perihan” yazarak dinleyebilirler.

Diğer Haberler
Aç / Kapat